6 Ekim 2019 Pazar

BAŞTAN BAŞA İTALYA VE BİRAZ DA İSVİÇRE

Evet dostlar 01 Eylül 2019 günü Trabzondan  Honda NC 750 X model motosikletimle başladığım,  İtalya ve  İsviçre Alplerini kapsayan, toplamda 20 gün ve  8 bin km süren  gezim 21 Eylül 2019 günü akşamı Trabzonda son buldu.
Turun başında  üç arkadaş olarak başlayan geziye daha sonra tek olarak devam ettim.
İlk iki gün İpsala sınır kapısına varmak için uzun sürüşle geçince üçüncü gün de Kavala
ve sonrasında  Selaniğe doğru sürmek ile geçti geceyi  Selanik yakınlarında çadırda geçirip ertesi gün İgumenitsaya  vardım.Selanik öncesinde Yunanistanda meteora bölgesini gezdik.Bölge doğal oluşum kayalar ve üzerindeki evler ile kilise ve manastırlarla dolu,her yer turist kaynıyordu.















İgumenitsa limandan İtalyanın Brindisi  limanına saat 23:00 da kalkan feribota binerek ertesi sabah saat 08:00 civarında vardık.

















Brindisi feribotu beklerken İtalyan motorculara Türkiyeye ve özellikle Karadenize gelin diyorum.










Buraya kadar olan kısım İtalyaya ulaşma faslı idi ,buradan sonrası ise gezinin ana  rotasını oluşturuyordu.
 Nitekim Brindisi limandan çıkarak ilk hedefimiz olan Sicilya  adasına doğru sürmeye başladık , Yollar oldukça temiz  ama dar ve gece geç saatlerde çizmenin ucundaki  San Giovanniye giderken  keskin virajları oldukça fazla olan yolda sürmek zorunda kaldık.

 Yol ortasında veya kenarlarında mıcır yok ,yollar dar ve trafik  biraz yoğun.  Bir ara şehre girmeden arkadaşımızın biri  geride kalınca irtibatı kopardık ama sonrasında  tekrar buluşup geceyi yine çadır kurarak geçirdik.
 Ertesi gün Sicilyaya geçiş için feribota binince 15 dakika gibi bir sürede Messina boğazını geçerek kendimizi Sicilyada bulduk.
 Sicilyada  motor sürerken çok fazla sahil kasabası ve plaj önümüze çıktı  bunun yanında binalar eski ama bakımlı,daha sonraki günlerde İtalyanın kuzeyine  çıktıkça güney ile kuzey arasındaki gelişmişlik farkını daha iyi gözlemledik.


 İtalyada  otoyolların pahalı olduğunu söylerlerdi ,evet doğrudur ama...Palermoya ulaşmak için paralı otoyola girince yolun neredeyse yarıya yakını tünellerden oluşuyordu ,hal böyle olunca  ödemesi de ona göre oluyor.
Palermo şehir içinin insanı kendine çeken bir havası var ,tabiki İtalyan mafyasının doğum yeri olduğunu da bilmek lazım.
 Palermodan  Napoliye kalkan feribota akşam saatlerinde binince ertesi gün yine sabah saatlerinde Napoliye vardık.Fakat  bizi güneşli geçen Sicilya kıyılarından sonra yoğun yağmurla karşılayan bir şehirle karşılaştık,aslında daracık ara sokaklarında motor sürdüğüm  Napoli yağmurla karşılayınca bana  Trabzonu hatırlattı.






















Napolide  ara sokaklar.










Yabancı turist kafileleriyle  ilk bu şehirde karşılaştık,şehir içinde motorları çekmiş dinlenirken benim motorun plakasını fotoğraflayan  birini görünce ilk önce polis zannettim sonra dikkat edince karıkoca  turist olduklarını anladım.

Konuşunca Brezilyadan geldiklerini Türk plakalı motosiklet görünce şaşırdıklarını söylediler,ne desem bilemedim asıl benim şaşırmam lazım onlar çok uzaklardan gelmişlerdi.

Ancak motosiklet ile böyle uzun bir seyahate çıkmak bazılarının gözünde oldukça zor biliyorum.Fakat  birçok şey hayal etmekle başlar.



 Napolide şehir içi gezilecek bir çok yeri gezdik sonrasında Pompei ye doğru sürmeye başladık ama ara sokaklardan çıkarken aynı arkadaşımızla yine irtibat kesildi neyse ki hedefi bildiğinden Pompeide tekrar buluştuk.

Pompei  geçmişte Vezüv yanardağının etrafına püskürttüğü kül ve lavların etkisinde kalarak taşlaşmış bir şehir,milattan sonra 79 yılında meydana gelen korkunç felaketten kimse sağ kurtulamadı.18 kilometrelik bir alan içindeki Pompei lavların altında kalmıştı.Şimdi açık hava müzesinde bunlar görülebilir.

Pizzanın tadına burada  bakalım dedik ama hem burada hemde sonraki şehirlerde  yediğimiz pizzalar  hiçte beklediğimiz gibi çıkmadı.Bizim peynirli ve kıymalı pidemiz burada epey tutulurdu gibi geliyor.
Buradan sonraki hedefimiz Napolinin ünlü Amalfi sahilleri idi  ve yeniden motorlara binip hedefe doğru devam ettik.Burası motosikletli gezginler için geçilmesi gereken, yolu  çok sık virajlardan oluşan   tatil kasabasıydı ve biz de tadını çıkartarak motosiklet sürdük,denize girdik.

Geceyi her zamanki gibi çadırda geçirip sonrasında Romaya doğru sürmeye başladık.Bu gezide çok fazla sayıda her yaştan kadınlı erkekli  motosikletliye rastladık,gerek şehirlerde gerekse şehirler arası yollarda.İşte örnek amcamız 80 yaşına yaklaşmış, bir mola yerinde karşılaştık ve motosikletle Romaya gidiyordu.
Bir istatistikde  rakamlar şöyleydi Avrupa birliği ortalaması her 6 kişiye 1 motosiklet ,Türkiye ortalaması ise her 27 kişiye 1 motosiklet .Bu rakamlar Avrupa birliği ortalaması ama İtalya ortalamasının daha fazla olduğunu gözlemledim.
Hal böyle olunca
 motosiklet kullananlara daha fazla saygı gösteriliyor,çünkü otomobil kullananların büyük kısmının aynı zamanda motosikleti var. Biliyorlar ki motosikletler daha az havayı kirletiyor,daha az yakıt harcıyorlar ve yollarda daha az yer kaplıyorlar.


"Tüm yollar Romaya çıkar"derler ben yalnız birinden gittim :) .
Romaya en az iki gün ayırmak lazım yoksa bir çok yerini gezemezsiniz ,nitekim Roma imparatorluğunun izlerini ve sonrasında Rönesans sanatçılarının şehre kazandırdığı eserleri şehrin her yerinde görebilirsiniz.

Bunların başında elbette muhteşem görüntüsü ile Colezyum geliyor.
 Bu da Colezyumun içinden.













Dikili taş, bir örneği de İstanbulda var.


                                                         Sokak sanatçılarının eserleri.









Romaya belki de iki gün yetmezdi ama   biraz da hızlıca hemen her yerini gezdik diyebilirim.
 Ama bir tespitim var o da şu;Roma oldukça çöp içinde bir şehir ,temizlik en fazla 10 üzerinden 5 alır, biraz da turistler kirletiyor ,anlayacağınız belediye az çalışıyor.
 Her yer dünyanın çeşitli yerlerinden gelen turist kaynıyor desem yeridir.Sokak arası tezgahlar çoğunlukla Hintlilerin elinde.Kaldığımız hostelin işletmecisi de Hindistan asıllı idi.

             Sonrasındaki hedef Floransa ya da diğer adıyla Firenze,seyir yerinden genel bir foto.


Avrupa’yı sanat ve edebiyatla tanıştıran Rönesans hareketinin doğum yeri olduğu bilinen Floransa, kültürü ve mimarisiyle dünyaca ünlü bir turizm kenti aynı zamanda.
Gezdikçe gördük ki hemen hemen her yere yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Yorulduğunuzda durup açık hava müzesini hiç de aratmayan bu güzel şehrin sokaklarında dinlenebilirsiniz.




                                                    Floransa gerçekten güzel bir şehirmiş.Gelmişken ünlü bir pizzacının önünde sıraya girip pizza yiyelim dedik ama  önceki tespitim burada da geçerli.


       Sonrasında Pisa şehrine doğru sürmeye başladık ve ünlü Pisa kulesini ve şehrini gezdik.


                       Yolda büyük bir marketten bir şeyler alırken balık reyonunda ne gördüm dersiniz.

Tabi saat bazında hesaplanan asgari ücretin  1400 euro (  çalışanların yüzde doksanı asgari ücretin çok üzerinde kazanıyor,ortalama 1800 euro) olduğu bir ülkede hamsinin 10 euro olması gayet normal.


Sonrasında Cenovaya  doğru sürdük,Kuzey İtalyanın‘nın tarihi liman kenti, kaşif Kristof Kolomb’un doğduğu yer olarak da biliniyor.Gezdiğim şehirler içinde görülecek yerleri en az olan şehirlerden birisi Cenova diğeri de Milano.



                                                     















Ve Milano , Modanın başkentlerinden birisi...
Dünyaca ünlü İtalyan markalarının alışveriş merkezlerindeki büyük mağazaları hemen göze çarpıyor.





                Sonrasındaki hedefimiz  ünlü Como gölü ve bulunduğu şehri gezmekdi. Burayla ilgili şunu söyleyeyim ,eğer evler nasıl estetik güzellik taşır diye merak ediyorsanız lütfen google da como gölü diye aratın ve  fotoğrafları inceleyin



Como gölü kıyısından ayrılınca İsviçreye doğru sürmeye başladık sonrasında kapı olduğunu tahmin ettiğimiz bir yerden geçtik ama gümrük görevlisi veya polis görmedik ,böylece İsviçreye girmiş olduk.
 Hatta emin olmak için biraz sürdükten sonra yolda birine  İsviçredemiyiz diye sorduk,sebeplerinden biri de İsviçre tarafında ki neredeyse tüm yazılar İtalyanca idi(İtalyan asıllılardan ötürü ).

İsviçredeki hedefimiz Alplerdeki ünlü geçitlerden geçmekdi,bunlar  San Gottardo,San Bernardio,Furka pass ,vd  ile  neredeyse tüm motosiklet kullananların mutlaka geçmek istediği Stelvio pass (  Stelvio geçidinden geçmek için  tekrar İtalyaya giriş yaptık).







Tüm bu geçitlerde oldukça fazla motosikletliye ve bisikletliye rastladık.Hatta bir ara bisikletin bu ülkelerin milli sporu olduğunu düşünmeye başladık çünkü yaşlısı ,genci,kadını ,erkeği herkes bisiklet kullanıyordu.












Bizlerin motosikletli olarak bu dağ geçitlerine tırmanarak sürdüğümüzü düşünürseniz bisikletlileri takdir etmemek olmazdı.








Tüm bu geçitler içinde 2760 metre rakımlı ve virajlarının bir kısmını  fotoğrafta gördüğünüz Stelvio geçidi en zoru idi,viraj dönmekten başımız döndü desem yeridir.

Stelviodan geçidinden sonra hedefimiz İtalyanın Bolzano şehri oldu,. Okuldan arkadaşımız da olan eski  bir meslekdaşımızın  evinde hoş  sohbet ortamında bir gün geçirdik.Ve  fındık ağacını Kuzey İtalyada görünce fotoğrafını çekmemek olmazdı.
Garip olan kısmı ise Eylül ayının ortası olmuş fakat fındık henüz toplanmalık olmamışdı.


Ve sonraki hedefimize gitmek için arkadaşımızın evinden ayrıldık ,hedef Venedik biz de sürmeye başladık.
Venediğe varınca kalacak yeri ayarlayıp motorları emniyete aldık ve sonrasında adalardan oluşan bu şehri gezmeye başladık,yine her taraf turist dolu .Güzel şehir ,eski binaları aynıyla muhafaza etmişler,gondollar  her yerde.En fazla bir buçuk günde gezilir.








Sonrasında diğer arkadaşlardan ayrılarak Bologna şehrine ve sonrasında Ancona şehrine doğru sürdüm. Ancona'da biraz vakit geçirdim ve  gece kalkan feribota binerek Yunanistan'ın İgumenitsa  limanına ertesi gün öğleden sonra vardım.








































Kavala şehrine doğru sürerek geceyi Kavala yakınlarında geçirdim,ertesi gün İpsala sınır kapısından geçerek Türkiyeye girmiş oldum,iki gün sonrasında da  Trabzona vardım.

Gelelim bu geziyle ilgili kısa değerlendirmeye:
Gezdiğimiz ülkeler Euro bölgesi  olduğu için ürün ve hizmet fiyatları bizim paramıza çevrilince oldukça pahalı.
  Benzinliklerde iki türlü fiyat var, görevli doldursun derseniz biraz pahalı,kendiniz doldurursanız biraz ucuz .Benzin fiyatları şehir içlerinde ucuz,paralı otoyollarda daha pahalı ,pazar günleri benzinliklerde çalışan yok yani self servis işlem.

Roma şehir içinde  self servis benzinlik örneği.

  İtalyanlar ile İngilizce anlaşmak problem çünkü konuşan oldukça az ya da bize denk gelmedi.Ancak marketten aldığınız bir çok ürünün üzerinde de İngilizce açıklama göremedik.
İtalyanca ,Almanca,Flemenkçe var ama  İngilizce yok.Bunu şunun için vurguluyorum İngilizce dünya dilidir diye bir kaygıları yok. İtalyaya geldiyseniz İtalyanca konuşun der gibi bir durum sezinledim.
İtalyanca anlamıyorum dediğim halde ısrarla benimle İtalyanca konuşmaya devam etmelerine diyecek bir şey bulamadım.
   Otoyollarda veya şehir içlerinde polis uygulaması,radar gibi herhangi bir şeyle karşılaşmadım.
Trafikte  hemen herkesin kurallara uyduğunu söyleyebilirim,özellikle motosiklet ve bisiklet kullananlara daha da tolerans ve saygı gösteriyorlar.
Yollarda acaba hiçmi mıcır olmaz derseniz evet mıcır olmayabiliyormuş derim,görmek isteyen dağ  yolları dahil olmak üzere İtalya ya da İsviçre yollarına baksın,
Evet bazı yollarda yama var ama yamadan dolayı bizdeki gibi kot farkı yok,yol aynı düzgünlükte devam ediyor.
Roma   ve biraz da Napoli hariç olmak üzere diğer tüm şehirlerde temizliğe özen gösterildiğini hissediyorsunuz.
Ama şunu söylemeden geçemeyeceim "Bülbülü altın kafese koymuşlar, "ah vatanımdemiş"  İnsan doğup büyüdüğü ortamdan, yurdundan uzakta ne kadar iyi bir yaşama ortamında bulunursa bulunsun, yine de yurdunu arar; onun özlemini çeker.

BAŞTAN BAŞA İTALYA VE BİRAZ DA İSVİÇRE

Evet dostlar 01 Eylül 2019 günü Trabzondan  Honda NC 750 X model motosikletimle başladığım,  İtalya ve  İsviçre Alplerini kapsayan, toplam...